Aylak Adam- Yusuf Atılgan

Gözlerim boşlukta… Bugün ne yapacağım ben? Her gün yaptığımı herhalde; boş boş dolanacağım. Nasıl olsa bir aylak adamım ben. Aylağım diye hor görmeyin beni lütfen, benim boşum sizin dolunuz çünkü. Bu yüzden boş boş dolanmak da denmez buna. Ben birini arıyorum, her gün yanımdan geçip giden. Aradığımı bulduğumu zannediyorum ama boşuna ümitleniyorum. Herkes aynı, herkesin kafasında aynı ‘boş’ endişeler. Hani, bir söz vardır ‘Elalem ne de der?’. Kim öğretti size acaba bunu? Hadi onu geçtim, siz neden bu kadar kanıksadınız elalemi, elalem sizi kanıksıyor mu sanki?

Öyle bir karakter var ki karşımızda aylaklığı bile bir hoş. Belki milyonda bile rast gelmeyecek birini arıyor C. Tüm sosyal baskılardan, toplumun ezici normlarından sıyrılmış bir kadın… Sevişirken kapıyı kilitlemeyecek, perdeleri kapatmayacak bir kadın… “ Bu mavi boşlukta etimiz bile sonuna dek sevişemiyor. Çünkü bu ses geçmez, ışık sızmaz odada bile başkaları bizimle birlik.”

Biz insanlar, tabi elalemi de katın, binlerce yıldır yaşıyoruz şu hayatı. Öyle görülüyor ki artık bir hayat için en ‘ideal’ rota çizilmiş. Herkes bellemiş o ideali bilincine, yoğurmuş onu geleneğine; evlen çoluk çocuk sahibi ol, torun torbaya karış, bilmem kaç odalı evin olsun, şu meslek olsun, cart curt, zart zurt. Kimse de demiyor ki ‘Senin anan güzel mi?’. Aaa, işte C. diyor onun günahını almayalım.

Bir söz vardır ya ‘kalabalıklar arasında yalnız olmak’. Bu söz sanki C. için söylenmiş. Sürekli insanlar arasında olmasına rağmen, şehri karış karış milyonlarca kişinin peşi sıra gezmesine rağmen o çok yalnız. Yalnız olmasının sebebi bu öğretilere uymaması mı, uymak istememesi mi? Hiç mi kimseler yok onun gibi zıt olan, anasının karnından daha doğmadı mı yoksa? Her tende, her dudakta, her dokunuşta o kişiyi arıyor işte onun gibi düşünen, bunalan…

Sanmayın ki bu aylağın asıl derdi bu. Tüm her şeyin gerisinde o dokunulmamış saf sevgi arayışı var. Bu öyle bir şey ki her kimsenin her düşüncesinden sıyrılmış, sadece kendi gerçekliği ile çırılçıplak duranın ve çıplaklığından korkmayanın ardında yatabilir o gerçek sevgi. Beklentiden, evhamdan yoksun. “Bir gün sana dünyada dayanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.”

Bu sevgi açlığının sebebinin C.’nin çocukluğuna dayandığını anlamamız çok da uzun sürmüyor gerçi. C annesiz ve tüm o anne şefkatini teyzesinden almaya çalışarak büyümüş bir adam. Aslında öyle ki diğer tüm kadınlarda teyzesini arıyor; Ayşe, Güler, B., hayat kadınları… Belki de insan en masum, en saf ve o en gerçek sevgiyi çocukken, henüz insanlara tam anlamıyla karışmamışken yaşadığı içindir, öyle ki o şaşı hayat kadınında bile teyzesini bulabileceğine inanıyor.

Hep derim kitaplar yazarlarıdır ama az ama çok. Bir kitabı okuduğunuzda o yazarı okursunuz aslında; onun yaşanmışlıklarına, düşüncelerine, hayallerine tanık olursunuz. C baba sevgisi ve ilgisinden noksan büyümüş bir çocuk tıpkı Yusuf Atılgan gibi. C.’nin de ilginç sokak isimlerine takıntısı var tıpkı yazarı gibi. Hayatta olmayan biriyle tanışabileceğinizi hiç düşünmüş müydünüz?

Kitabı okurken aklıma sürekli Virginia Woolf düştü. Tıpkı Woolf gibi sürekli gelişler ve gidişler ile dolu bir roman; iç konuşmalar, araya farklı zamanların girmesi, farklı kişilerin anları, şimdi olup olmadığı anlaşılamayan zamanlar… Bu bana göre karmaşadan doğan bir haz gibi okurken. Kitabın konusu aslında oldukça depresif fakat dili öyle değil; okurken bunalıp sıkılmıyorsunuz. Bu depresiflik bir bakıma yazarın bu biçimi ile verilmiş. Araya giren konuşmalar, zaman karmaşası okuru rahatsız eder bir nitelikte bu da kitabın karakterini, iç dünyasını yansıtıyor bir bakıma. C karakteri aslında bir antikahraman; sürekli yalnızlara oynayan, ilişkilerinde dikiş tutturamayan, çoğu zaman ilişkilerinde gamsız, hastalıklı, geçmişe takıntılı…

Yusuf Atılgan arkasında yüzlerce eser bırakmış olmayabilir, ama bana göre, kitaplarındaki anlatış tarzı, işlediği konular, kullandığı biçim, bol sembollük vs. yüzlerce esere bedel. Öyle ki her şeyi tam anlamıyla idrak edebilmem için romanı iki kere okumam gerekti. İyi ki hayatıma kattım dediğim bir kitap ve yazar, ki bunu hayatımızdaki çoğu insana söyleyemiyoruz bile ne yazık ki, bence siz de durmayın hadi tanış olun.

Kim bilir belki Zebercet ile devam ederiz.

 

“Kafasında ezgilerin en güzeli çalıyordu.

-Ezgiyi duyuyor musun?

-Evet.

Elbet duyacaktı.”

 

E.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: