Cthulhu’nun Çağrısı – H. P. Lovecraft

Ph’nglui mglw’nafh Cthulhu R’lyeh wgah’ngal fhtagn

Ölü Cthulhu, R’lyehteki evinde rüya görerek bekliyor

 

Korku edebiyatı köşeme, modern korku edebiyatının babası olan H.P. Lovecraft ile başlamak istedim. Elimdeki bu kitap, Cthulhu’nun Çağrısı, Lovecraft’ın yazdığı hikâyelerden oluşuyor.

Korku edebiyatının babası deyince aslında büyük beklentilerle okumaya başlamıştım fakat, en azından edebi açıdan, beklentilerimi pek de karşıladığını söyleyemeyeceğim. Korku edebiyatının diğer yapı taşı olan Edgar Allan Poe ile karşılaştırdığımda okuduğum hikâyeler ben de nahoş bir tat bıraktı diyebilirim. Poe’nun Kuzgun şiirini okuduğunuzda, çok başarılı çevirileri olsa da orijinal dilinde okumak kâfi, dili ile yarattığı karanlık atmosfer, korkunç ya da canavarca bir yaratık barındırmasa da gerginliğimi arttırmış ve tüylerimi diken diken etmeye yetmişti;

“Deep into that darkness peering, long I stood there wondering, fearing,

Doubting, dreaming dreams no mortal ever dared to dream before;

But the silence was unbroken, and the stillness gave no token,

And the only word there spoken was the whispered word, “Lenore?”

This I whispered, and an echo murmured back the word, “Lenore!”

Merely this and nothing more.”

Tabi ki de bir şiir olduğunu göz önünde bulundurarak, biçemindeki o lirik ve melodi okurken insanın arkasına dönüp kolaçan etmesini sağlayacak nitelikte. Bu açıdan baktığımda Lovecraft’ın çok da edebi bir kaygı taşımadığını ve daha çok konu üzerine odaklandığını düşünüyorum.

Bunun yanı sıra, Lovecraft’ın göz ardı edemeyeceğim muazzam bir hayal gücü var ve bu noktada, bence, edebi dil kullanımı çok da önemli değil. Bana en çarpıcı gelen ve yaratıcılığın doruk noktalarından biri, kitaba da adını veren, Cthulhu’nun Çağrısı isimli hikâye oldu. Okurken aklımda Davy Jones’un (bkz. Karayip Korsanları) figürünün canlanmasına yol açan ve gözümde canlandırdıkça hafiften tırsmama sebep olan bir karakterin yanı sıra, ayinlere, klasik anıştırmalar arasından mitolojiye ve tarihe yer vermesi hem hikâyenin ‘gerçekçiliğini’ arttırıyor hem de okurken bu kadar çok şeyin harman edilmesi garip bir haz veriyor. Zaten mitoloji, tarih ve korku üçlüsünün birbirini beslediğine ve tamamladığına dair inancım tam.

Lovecraft’ın Frankenstein kafalarından sonra, Herbert West- Diriltici adlı hikâye, gerçekten ilgimi çeken diğer bir hikâye de Erich Zann’ın Müziği oldu. Bu hikâye tam bilinmezliklerin ve bu bilinmezliğin getirdiği tedirginliğin hikâyesi. Var olmayan bir sokak, görülmeyen yıkıcı bir varlık ve viyola çalarken adeta ölen, kaskatı kesilen bir müzisyen. İşte tam olarak bu metinde bence Lovecraft dilini, betimlemeler, olay örgüsü üzerinde kullanmış ve okuyucuya hisleri geçirmeyi başarmış.

 

Şimdi sözü Deli Arap Abdul Alhazred’e bırakıp sizi Erich Zann’ın ezgileri ile baş başa bırakıyorum;

“Sonsuza dek yatabilen ölü değildir,

Ve tuhaf, uzak zamanlarda ölüm bile ölebilir.”

NOT: Deli Arap Abdul Alhazred kim diye sorarsanız şayet Lovecraft’ı bir araştırın derim.

İyi günler, iyi akşamlar, iyi geceler sayın okurum.

whatsapp-image-2019-08-08-at-11.49.12.jpeg

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: