Ait Ol(ma)mak – Ben Okri (Çeviri)

Ben Okri- Ait Olma(ma)k

Kazara bir eve girdim; ya da belki de kazara değildi. Aslında Margaret House Apartmanı’nı arıyordum. Neyse ne, evin sahibi olan adamın beni kayınbiraderi zannettiği bu daireye girmiş bulundum; onunla ya hiç tanışmamıştı ya da bir kere çok uzun zaman önce. Hiç tereddüt etmeden kimseye söylemeyeceği bir şeyler anlatmaya başladı; kimi tanıdıklarını nasıl onaylamadığını, neyi nasıl yapmamız gerektiğini, karımın yapması gerekeni nasıl yapıp yapmadığını; içindeki neyse onu ortalığa döktü, pek çok mahrem şey anlattı.

Onu izledim, yanlış anlaşılma ortaya çıktığında hatasını düzeltmeye çalıştım, fakat kim olduğuma inanmaya o kadar hevesli, dalgın fakat susmadan konuşmaya da o bir kadar kararlıydı ki beni başka biri ile karıştırdığını söylemeye fırsatım bile olmadı.

Hem ayrıca bunun hoşuma gitmeye başladığını da fark etmiştim. Başka birisi olmak hoşuma gitmişti. Büyüleyiciydi. Çok harikaydı ansızın kendimi kurulu bir ailenin parçası olarak hissetmek, kendimi ait hissetmek. Ait olmanın getirdiği heyecan fevkaladeydi.

Daire, zengin aile hayatına ait parçalar ile tıkış tıkıştı. Geniş bir aile olduğu aşikârdı. Benimle konuşan adam, bir şenlik için yemek hazırlıyordu, bir pastaya malzemeler ekliyor, sos için baharatlar harmanlıyordu; hepsinden güzel kokular yükselmekteydi. Beni içine çeken bu şenlik ve aile ortamı bana iyi gelmişti.

Beni karıştırdığı o kişi olabilirim belki de, diye düşünmeye başladım. Ve beni bir başkası olarak görüyorsa belki de o başkasıyımdır. Belki de bir düşten uyanmış ve o adamın beni sandığı kişi olduğum gerçekliğe dönmüşümdür, kim bilir eski benliğim o düşe aittir. Tam da bu düşüncelere dalmıştım içimde beklenen asıl kişinin her an çıkageleceği hissi büyümeye başladığında. Ya da o gelmese bile, eşi gelecek ve beni fark etmeyecekti.

Korku beni ele geçirmeye başlamıştı. Gerçekte kim olduğumun ortaya çıkması an meselesiydi. Ne yapacaktım o zaman? Çok kötü hissettim. Korku içinde beklemeye başladım. Bunu bile isteye yapmamıştım ki. Bu odada, başka birisi sanılırken tek kelime etmemiştim bile. Ait olmak istiyordum sadece, buraya ait olmak.

Kim olduğumun ortaya çıkması, tıpkı ölüm gibi, üstüme yapışmıştı. Zaman beni kaçınılmaz kepazeliğime yaklaştırarak acımasızca geçerken bekledim ve adamın anlattıklarını dinledim.

Bu daire karşıma çıkmadan önce bir akrabam ile buluşacaktım, yaşayan son akrabam. Dünyadaki son durağımdı ya da öyle görünüyordu. Gidecek bir başka yerim yoktu. Fakat şimdi yiyecek ve şenlik havasının vadedildiği bu aile vardı. Ne var ki yine de…

Ve sonra, ben orada dikilirken, arkamdaki kapı açıldı. Siyahi, Arap, çopur suratlı bir bey odaya girdi girmesiyle karıştırıldığım kişi olduğunu anlamam bir oldu. Gerçek kayınbirader olduğunu, kim olduğunu sezdiren sessiz ve aşikâr bir otoritesi vardı. Beni şaşırtan ilk şey ise onla uzaktan yakından alakam olmayışıydı. Ben daha gençtim, daha diriydim, daha yakışıklıydım. Gücüm ve özgürlüğüm vardı. Geleneğe hapsolmamıştım. Ne istersem onu yapabilirdim, istediğim yöne gidebilirdim. Önümde uzanan sürüce gelecek vardı. Bu adam ise ezilmiş görünüyordu. Yolları kapanmış, geleceği başkası tarafından kararlaştırılmış, hangi sıfatlara bürüneceği belirlenmiş bir havası vardı. Kelimenin en kötü anlamıyla, orta yaşlıydı; özgürlüğü yoktu hatta kendi başına düşünmeye bile özgürlüğü yoktu. Bunların hepsini saniyesinde sezdim fakat asıl sonrasında her şeyi fark ettim. Yine de bu adamla karıştırılmak beni cidden şaşkına çevirmişti.

Tam o esnada kayınbirader içeri girdi, en başta hataya düşen ev sahibi adam kafasını kaldırdı, gerçek kayınbiraderini gördü ve onun o olduğunu anladı. Sanıyorum ki onu tanıdı. İnsanlar nasıl bu kadar bakar kör olabiliyorlar! Neyse işte, anında bana döndü ve sinirden deliye dönmüş bir halde:

“Peki, sen kimsin?”

Bu noktadan sonra olanların gözümün önünden akıp geçtiğini sanıyorum. Herkesin gözü önünde kim olduğum- ya da olmadığım- ortaya çıkmıştı. Aniden insanlar belirdi, bağıra çağıra kayınbiraderi taklit ettiğim söylendi. Coşkulu yorumlar ve küfürler ve şaşkınlık dolu bakışlar atıyorlardı. İnsanlar bana sanki canavar bir suçluymuşum gibi bakıyorlardı. Hemen sonrasında dışarıda, caddedeydim, kalabalık aile topluluğu tarafından kuşatılmış haldeydim. Elimde bir harita şunu söylüyordum:

“Bir yanlışlık oldu. Ben Margaret House Apartmanı’nı arıyordum.”

Tüm bu gürültü patırtı arasında, aradığım yerin isminin yandaki binada yazılı olduğunu gördüm. Hakaretlerine ve bağıra çağıra yaptıkları yorumlara sessiz kaldım. Bir süre sonra, asıl gideceğim yer olan yandaki binaya doğru yeltendim. Ama evin sahibi adam bana:

“Oraya gitme. Oraya gitmek istemezsin.” dediğinde Margaret House Apartmanı’na doğru baktım.

İnsanların anlamsız daireler çizerek boş boş dolandıklarını gördüm. Kıpırdanıyorlardı, umarsızca ya da kararsızca oradan oraya gidiyorlardı. Siyah bir siluetleri vardı, siyah paltolar giymişlerdi ve bedenleri gölge gibiydi, sanki ölüler diyarındaydılar. Ayaklarında görünmez ağırlıklar varmışçasına hareket ediyorlardı. Hiçbir şeyi algılamıyorlardı sanki. Avlu zaten betondan yapılmıştı; fakat onların varlığı avluyu karanlık, uğursuz ve tahminlerin ötesinde bir tehlikeyle bezenmiş gibi gösteriyordu. Deli oldukları su götürmez bir gerçekti.

Oraya doğru ilerlemeye başlamıştım, fakat evin sahibi konuştuğunda, durdum. Margaret House Apartmanı’nın avlusunda şeytan şeklinde, ruhsuz bir şekilde dolaşan insanların rahatsız edici rüzgârlarını hissedebiliyordum. Sonra, yolumu değiştim ve kalabalığa doğru, caddeye doğru, benim olan hayata doğru gerisin geri ilerledim.

[1] İngiltere’de ‘Mansion Block’ olarak geçen apartmanlar, Viktorya ve Edward Devri’nde inşa edilen daha sonra bugün bildiğimiz apartmanlara dönüştürülmüş büyük konaklardır.

Translator’s Note

Belonging by Ben Okri

 This story is written in the form of “Stoku”, which was invented by Ben Okri as a mixture of short story and haiku. In order to get the essence of his writing style or his individual literary form, the meanings hidden behind the words; to understand the symbols and so on to reflect/mirror them on the translation, first of all I tried to figure out what “Stoku” means. In Okri’s own words “A stoku is an amalgam of short story and haiku. It is a story as it inclines towards a flash of a moment, insight, vision or paradox.” For this story, I specifically want to underline the word paradox.

To preserve the form of Stoku, I had to understand what the features of haiku are. Haiku reveals the power of briefness/shortness and plainness. With the intelligible words, it demonstrates that, the meaning on the deep level can be revealed to the reader. In haiku one cannot change the order of the words in a sentence, or add/omit words. Haiku is also crucial in this context that it reflects the discrepancies and contradictions created by the era and also the problems one faces with his/her own being.

Consequently, these traces can be seen in the story that was written in the form of Stoku. We can see how plain and clear the words of the story “Belonging” are, the reader can understand the text without struggling. It has a flow and comprehensibleness. I believe that there are words in the story, prominent as they are attributed some special meanings such as; ‘belonging’, ‘unmasking’ so conserving them and finding equivalences that will create the similar effect is of vital importance in translation in order to give the same message to the target reader. In this story we strongly sense that the character does not seem to feel like belonging somewhere, he struggles somewhere between what he has ‘instinctively’ and what he has in reality. In the translation process, I tried to preserve the style of the text, I tried to translate it as flow as the ST is, I avoided using an unclear and unintelligible style

In the story, there is a heavy enigma or an ambiguity; as readers we do not know why he is in a conflict, why he does not feel to belong somewhere, why he actually so frightened to be unmasked; but as the translator I know why. We can actually see two perspectives in the story as symbols; the character as the colonized, who came to the lands of the colonizers and created a so-called third space to live on and the owners of the house as the colonizers; he is so afraid about being unmasked, because he knows that once he becomes unmasked they will not accept him, he will loss the feeling of belonging, which we can see as the colonized trying to fit in in order to be accepted; for e.g. the character looks like a modern Englishman we understand this from how he was shocked when he saw traditional-type of a man, whom he was mistaken with. I tried to preserve this shock effect and translated accordingly not soothing down or aggregating.

At the end of the story we see a group of people, wandering around all in black; as is they are in the middle of doing magic, putting a spell. It seems to me that it represents the traditions of African tribes symbolizing the origin of the character in the story. We can also infer it from the fact that he was going to visit his last remaining relative. But there is something that hinders him, which firstly is the owner of the house saying ‘do not go there’ and secondly the character see them as if they are crazy or mad. So, he changes his mind and road, leaving his ‘original past’, mingling in the crowd, where his mother tongue is definitely not being spoken. I also tried to stick with the author’s depictions in this part and tried to give the same spooky effect on the target reader.

Herewith, I tried to conserve the flow, comprehensibility of the text. Since there was not so many elements bounded with culture translating in that regard was not that challenging; however, the story is full of the intention of the author, underlying meanings and symbols, which I tried to mirror. About the title of the story, I tried to utilize from the lubricity of Turkish language and also since I think that creativity is an essential element of translation, of course as long as it does not change the meaning, I made some word play on the title of the story, believing to reveal the message and aim of the author and the text.

I hope you enjoyed reading it.

EE.

african mask 2

 

Belonging by Ben Okri

Translation by ‘bi’kafakitaplik’

All rights reserved.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: