Dışa Yolculuk – Virginia Woolf

Okyanus üzerinde yapılan alelade, olağan bir yolculuk olacaktı Rachel için, piyanosunu çalmaya devam edecekti; şayet ki o öpücük olmasaydı. Öpücük ve ölüm; öpücük mü ölümü başlattı yoksa ölüm mü öpücüğü sonlandırdı?

24 yaşında genç bir kadın olan Rachel, hayatının bu zamanına kadar hep babası ve halalarının sınırları içinde yaşamış, tabiri caizse, konfor alanından dışarıya adım atmamıştı – İnsanlar neden böyle yaparlar; birini çok sevdiklerinden mi yoksa o kişiden daha çok şey bildiklerini düşündüklerinden mi? Dışarıda vahşi güzellik ve acılarla dolu bir dünya varken neden başkasının bunu tatması, deneyimlemesi istenmez; neden korkulur? Yarın ya da bir öbür gün, sizin çizdiğiniz o hayali ve suni sınırların dışına çıkabileceğini, çıktığında da hayrete düşeceğini bilmez misiniz? O saçma çizgilerin ötesine bir adım atmaya bakar nasıl olsa. Bunun altında kendisi gibi bir birey mi yoksa olmayı istediği gibi bir birey yaratma arzusu mu var, o bilinmez.-

Bir seyahatte bir avuç insan arasından, çok değil, iki üç kişinin hayatınızı değiştirebileceğini söylesem, ne derdiniz? ‘Hadi oradan canım, ben mi etkilenip değişeceğim?’ mi diyeceksiniz? Bundan emin misiniz?

Rachel’a dönersek, bir gemi seyahatinde aldığı bir öpücükle gözlerinin önündeki perde kaldırıyor sanki – körpecik buna mı denir ya da ‘hayat öpücüğü’ bu mudur?-. Kendi bulunduğu dünyanın dışında çok daha çılgın, ilginç ve farklı bir dünya olduğunun farkına varıyor; erkeklerin kadınları arzulayabildiğinin ilk bu öpücükle farkına vardığı gibi.- tabi 1910larda yaşayan bir kadın olduğunu unutmayınız sayın okuyucum- Bu kavrayışın ardından Helen’in de ısrarıyla, tanıştırayım yengesi, babasıyla asıl gitmeyi tasarladığı yere değil de, kendi sınırları dışına ilk defa adım atacak biri için sarsıcı tecrübelere sahne olabilecek tropik bir adada gemiden ayrılarak yolculuğunun bu kısmını sonlandırıyor. Bambaşka duygular tadacağı, deneyimleyeceği ve bir bakıma bağımsız olacağı bu yerde, Rachel’ın tek bir arzusu var; kendine ait bir oda, tıpkı Virginia Woolf gibi… “…evin geri kalanından yalıtılmış, geniş, özel bir oda – piyano çalabileceği, okuyabileceği, düşünebileceği, dünyaya meydan okuyabileceği bir oda, hem bir sığınak hem de bir kale. İnsan yirmi dört yaşındayken odaların, odalardan çok birer dünya gibi olduğunu biliyordu.”

Şimdi bir de en yakın olduğunuz, en yakın olduğunuzu düşündüğünüz kişileri gözünüzün önüne getirin. Her şeylerini biliyorsunuz değil mi; hangi şarkıcıyı daha çok sever, telefonunu nasıl açar… Peki, dün gece sizden gizli gizli ağladığını – neden ağladığını- biliyor musunuz? Tek başlarına kaldıklarında bile yüksek sesle söylemeye cesaret edemediklerini? Şöyle bir cümle vardı kitapta; biz yazarız, dostlarımız sadece başlığını görür, o kadar haklı ki… İnsanlar bize kendilerini teşhir ettikleri kadardır (?), çünkü biz onların o kadarını görürüz – buzdağının görünmeyen kısmı misali-. İnsanlar kendilerinden bahsederken en olağan, en tanıdık şeyleri söylerler “Merhaba, tanıştığıma memnun oldum, çayı şekersiz ve demli içerim” mi acaba? Hemen bir yargıya varırız, kendimizce bir sarraf olduğumuzu iddia eder ve buna inanırız. Hâlbuki hiç düşünmeyiz vardığımız yargının kendi bilinmezliğimizden izler taşıyıp taşımadığını, aslında karşımızdaki üzerinden kendimize dair bir yargıya ulaşıp ulaşmadığımızı…

Tümüyle – kendimiz tarafından- keşfedilmeyi bekleyen bizler, özümüzü ne kadar tanıyoruz ki? – oysa ne nice zaman geçirdik birlikte, baş başa; yanılıyor muyum?- Daha kendimizi bile bilmezken, başkalarını kendilerinden daha iyi tanımayı, bilmeyi bekliyor ve öyle olduğumuzu varsayıyoruz; bundandır ki başkalarının etrafına sınırlar çiziyoruz. Aman Allah’ım, bu nasıl içinden çıkılmaz bir dilemma, bir muamma!

Dışa Yolculuk çok fazla öğeyle dolu bir kitap, bunların en başında da kadının toplumdaki yeri sorunu geliyor. Kitaptaki, özellikle erkek karakterler, sürekli olarak kadınları aşağılayarak onların siyasetten, hatta edebiyattan vs. anlayamayacaklarına dair söylemlerde bulunuyorlar. Virginia Woolf’un kadınlara dair düşüncelere için sizi şöyle alalım; Virginia Woolf Neden Sizin Feminist Rol Modeliniz Olmalı? (Çeviri)

Virginia Woolf’un bu kitabı, yine bir buhran döneminde ve beğenilmeyeceği kaygısıyla yazdığı biliniyor. Zaten bence kitabın ana temalarından biri aşk gibi görülse de ölüm daha ağır basıyor. Bu Woolf’un edebi biçemi yönünden daha geri planda kalan ya da daha her zamanki olmayan tekniği olarak öne çıkıyor. Woolf’un kullandığı bilinç akış tekniği bu kitapta yok. Aslında Woolf’u sevmemin nedeni bu teknik çünkü sürekli bir yerden bir yere geçiş, anlamlandıramam durumu bir okuma zorluğu ve kaybolmuşluk hissi veriyor ki bence bu zaten Virginia Woolf’un ta kendisi.

Bence bu, etrafındaki dünyayı tanıyarak kendini tanımanın kitabı, bundandır ki adı Dışa Yolculuk. İnsanın kendi içiyle, bir beden olarak var olduğu dışarı arasındaki bu bağ sizce de çok ilginç değil mi? O halde asıl soru şu; sen ne zaman ‘dışına’ yolculuğa çıkacaksın?

 

“Rachel, Mozart’tan sonra durmayıp İngilizlerin eski av şarkılarına, Noel parçalarına, ilahilere geçti; herhangi bir ezginin birazcık çekip çevirmeyle bir dans parçasına dönüşebileceğini anlamıştı.”

 

-E.

113559a

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: